Nepal’da bir gün

Nepal… Bu ülkeden fiziken ayrılalı 1 yıldan fazla oldu ama bir gün olsun aklımdan çıkmadı. 1 ay bulunduğum bu topraklarda her saniyesinden zevk aldım ama anılar aklıma geldikçe gözlerim dolar. Bu yazıda yemekten, tarihten bahsetmiyeceğim. Biraz kişisel bir yazı olabilir ama bunları yazmak kendi kendime karşı sorumluluğum.

nepal katmandu

nepal katmandu

Nepal dünyanın en yüksek dağlarının bulunduğu coğrafyanın üstüne konmuş, budizm ile hinduizmin birbirine karıştığı dünya toprağı. Fakir bir ülke. Ütopik bir cennet değil orda da ölümler, acılar, hastalıklar var, üzülen ağlayan insanlar da var. Ama azla yetinmeyi bilen onla mutlu olabilen insanlar çoğu. Hele ki biraz batıya bakıp fazlasıyla yetinemeyen insanlar varken.

Başkent Katmandu’dan başladım. Karışık labirent gibi sokaklarda, çamurlu arnavut kaldırımlı caddelerde, daracık sokaklarda kurulmuş pazarların içererisinde yürürken içimdeki tasasızlığı ve huzuru daha ilk günden anlamlandırmak biraz zordu.

Annapurna dünyanın en yüksek 10. zirvesi. Katmandu’dan sonraki durağım. Dağcılık yaptığım zamanlarda dünyanın tırmanılması en tehlikeli dağı olarak namı yürümüştü. Şimdi ilk defa onu görme fırsatı yakalamıştım. Zirvesine çıkmayacaktım ama etrafını dolaşmak bile bana yeterdi. Nepal’de temmuz ayı muson iklliminin son zamanlarıdır. O yüzden hava genelde kapalı ve yağmurlu olur. Ben yine şansımı denemek istedim ve yola çıktım. İrtifa arttıkça yaşamın farklı bir boyuta ulaştığını farketmemek imkansız. Zorlaşan yaşam koşulları ile birlikte nedense hep pozitif bir kavram olarak düşündüğümüz medeniyetten kopuş  başlıyor ama insanların mutlulukları azalmıyordu. Yukarlara çıktıkça hergün farklı köylerden geçiyor ve Nepal’da tekbir gün yaşanması gerektiğini anlıyordum. Dününü geride bırakma bugününe kat ve yarın için telaş etme. Sadece birgün, bugünü yaşa.

Sekizinci gün sabahı turumun en. Yüksek noktasına ulaşmak ve sonrasında inişe geçmek için erkenden uyanıp yola çıktım hava hala kapalıydı 8 gün boyunca yüzünü göstermemiş bir zirve vardı ama yola devam. Hintli arkadaşım Shaun ile 5452 metreye ulaştıktan sonra aşağı yürümeye başladık. Orada  birazdan şahit olacaklarım hakkında elbette bir fikrim yoktu. Shaun biraz önden gitmiş sisin arasında kaybolmuştu, bende zaten aşağıda ki köyde buluşacağımız için fazla acele etmiyordum. Genişçe bir yokuştan aşağı inerken hava yavaş yavaş aydınlanmaya başladı, sol tarafımdaki bulutlar dağılıyor, arkadan yavaş yavaş birşeyler belirmeye başlıyordu. Tek yapabildiğim  çantamı kenara atıp eşsiz manzarayı seyretmekti. O an yaklaşık 4200 metre yükseklikte olmama rağmen koskoca dağ tüm heybetiyle karşımdaydı. Bugüne kadar gördüğüm, dinlediğim, hissettiğim hiçbir insan yapımı sanat eseri bana duyguyu yaşatamamıştı. O an kadim zamanlarda yaşayan insanların bu heybetli dağları neden tanrı olarak gördüğünü çok daha iyi anladım. Sonrasında bulutlar yine kapandı ve ben yola devam ettim.

annapurna bolgesi

annapurna bolgesi

annapurna

annapurna

Ama o an farkına vardıklarım sadece bu değildi. Biz insanlık, sanayi devriminden, belkide dahada öncesinden beri doğayla uyum içinde yaşamayı bir kenara koyduk. Artık doğa onunla uyum içinde yaşanılması gereken bir yer değilyok olması pahasına ufak bir insan grubu yararına sömürülmesi gereken bir kaynak oldu. Ağaçların birer canlı varlık olduğunu, suların tüm dünya canlıları için gerekli olduğunu, hayvanların da acı çekebildiğini, onlarında yaşama hakkı olduğunu unuttuk. Yakıp yıkmayı hayatımızın bir parçası olağan bir durumu haline getirdik. Artık çevreci olmak yetmiyor. Çevrenin  yanİ doğanın bir parçası olduğumuzu hatırlamamız gerek. Dünyadaki tüm canlı ve cansız varlıklarla uyum içinde yaşamak ve ne yaparsak yapalım onlara saygı duymamız gerektiğini tekrar hatırlamak ve tekrar unutturmak isteyenlere önlemimizi almamız gerek. İnsanlığın ve dünya varlıklarının yokoluşunu kendi ellerimizle yapılmasına şahit olmak ve birşey yapmamaktan dolayı bir suçluluk duygusuyla başbaşa kalmak istemiyorum. Bir yerden başlamak lazım. Bu yazı gibi

Annapurna’da geçirdiğim kısa zamanda hayatı anlamlandırmam için bir sebeb oldu. Umarım farklı insanlar farklı şekillerde bu doğanın bir parçası olduğumuzu yeniden hatırlayacak farklı deneyimler yaşarlar.

Ufak bir ayrıntıda daha sonra Annapurna’nın hindu dininde yemek ve pişirme  tanrısı olduğunu öğrendim. Sanırım meslektaşına ufak bir kıyak yapmış.

Son olarak, bu yazıda yemekten daha önemli bulduğum konulardan bahsettim ama ilerleyen zamanlarda nepal ve buna bağlı olarak tibet yemeklerinden bahsedeceğim.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>